
Zeynep Şevval Orhan
Ailesi ve Çocukluğu
Kazım Karabekir’in ataları Selçuk Türklerinden olan Karaman havalisi derebeylerindendir. Karaman’ın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Gaferyat olarak da bilinen Kasaba Köyü’ne mensuplardır.
Anadolu’da Karabekir isminde bir köy de mevcuttur. Kızılırmak’ın 40 kilometre şarkında olduğu bilinmektedir. Bölgenin halkı kendilerinin Karaman mıntıkasından 300 sene evvel geldiklerini ve Karabekir’in mensup olduğu Karabekir ailesinin bu köyü tesis ettiklerini ve köyde eski Karabekir sülalesinden aile bulunduğu söylenmektedir.
Dedesi Kasaba’da emlak sahibi ve ziraatla meşguldür. Kırım Seferi’ne giderken Karabekir’in babası 16 yaşındadır. Harp için asker yazmak üzere Kasaba’ya memurlar geldiğinde halk, çocuklarını saklamak istediği için kimi öldü, kimi hasta diyerek asker vermek istemediğinde bu durumdan müteessir olan dedesi: “Bu köyün şerefi var! Eskiden yüzlerce gönüllü sipahi sevine sevine cenge giderken bize ne oldu da şimdi herkes çocuğunu kaçırıyor. Bu devletin namusunu kim kurtaracak?’’ demiştir.
Asıl adı Musa Kazım olan Kazım Karabekir ise İstanbul’da doğmuştur. Babası Mehmed Emin Paşa, annesi Havva Hanım’dır. Paşa olan babası, başarılı bir askerdir. Silistre gümüş madalyası, Kırım gümüş İngiliz devleti madalyası, iki iftihar madalyası, 4. Osmani, 3. Mecidi nişanları ile ödüllendirilmiştir.
Eğitim Hayatı
Eğitimine İstanbul Zeyrek’te başlasa da jandarma subayı olan babasının görevi dolayısıyla Van, Harput, Erzurum, Mekke’de sürdürmüştür. Kolera salgını sebebiyle Mekke’de babasının vefat etmesinin ardından aile İstanbul’a dönmüştür.
Ortaöğrenimini geçirdiği Fatih Askeri Rüşdiyesi yıllarında tarihe ilgisi vuku bulmuştur. Aynı dönemde İttihatçı olan ağabeyinin kütüphanesinde Paris’ten gelen gazetelere rast gelmesinin akabinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni, Ahmet Rıza Bey ve Mizancı Murat Bey gibi cemiyete mensup isimleri bu yolla öğrenmiştir. Böylece cemiyetin varlığından ortaöğretim döneminde haberdar olmuştur. Cemiyeti merak eden Karabekir, ağabeyinden cemiyet hakkında bilgi almış ve artık cemiyeti, cemiyet üyelerinin 2.Abdülhamid tarafından sürgüne yollandığını, 2.Abdülhamid’in uyguladığı istibdadı öğrenmiş ve bu vaziyete karşı cemiyetin, hürriyet kazanmak adına vatansever gençlerin teşkil ettiğinin de farkına varmıştır.
Eğitimine Kuleli Askeri İdadisi’nde devam eden Karabekir buradaki ilk yılını birincilikle tamamlayarak, başçavuş olmuştur. Bu yıllarda Fransızca öğrenmiş ve dilini geliştirmiştir. İdadi’yi ikincilikle bitirerek Harbiye Mektebi’ne başlayan Karabekir’in apolet numarası 1602’dir. 1902’de Harp Okulu’ndan, 1905’te Harp Akademisi’ndeki eğitimini tamamlamıştır. Buradaki başarısından dolayı Altın Maarif Madalyası ile ödüllendirilen Karabekir, yüzbaşı rütbesi ile mezun olmuştur. Mustafa Kemal ile ilk karşılaşması da Harp Akademisi’nde gerçekleşmiştir.
Kazım Karabekir Balkanlar’da
Kurmay yüzbaşı olarak Manastır’da 2.Ordu’da staja başlayan Karabekir aynı zamanda Manastır Mıntıka Müfettişliğinde görev almış, Sırp, Bulgur ve Rum çeteler ile çatışmalara girmiştir. Çetelerle girdiği çatışmalarda sağladığı başarılar neticesinde 1907’de kolağası rütbesine terfi ettirilmiştir. Yine Manastır’da bulunan Binbaşı Enver Bey ile Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin (daha sonra İttihat ve Terakki adını alacaktır.) Manastır şubesini kurmuştur.
Kazım Karabekir ile Enver Paşa’nın tanışıklığı ve dostluğunun çok eskilere dayandığı bilinmektedir. Anılarında Enver Paşa’yı 1905 yılından itibaren tanıdığını, başlangıçta oldukça samimi olduklarını, birlikte Rumeli dağlarında eşkıya takibinde bulunduklarını ve müsademelere iştirak ettiklerini, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Rumeli’deki teşkilatlanma sürecinde birlikte hareket ettiklerinden bahsetmiştir. Cemiyete giriş usul ve esaslarını, çalışma yöntemlerini de birlikte kararlaştırmıştır.
Manastır’daki evinde Enver Bey ile ülkenin geleceği ile ilgili hasbihal ettiklerini, Bulgar çetelerine karşı bölge halkının moralini yükseltmek amacıyla her akşam bandoyla kışlada çaldırdığı Ben Bir Türküm şarkısını bizzat çaldığı keman ile Enver Bey’e dinlettiğini belirtmiştir. Enver Bey’in de Kazım Karabekir’e karşı büyük bir güven duyduğunu Enver Bey’in II. Abdülhamid’e yönelik gerçekleştirmeyi planladığı suikast tertibini birlikte yapmayı teklif etmesinden anlaşılmaktadır.
Kazım Karabekir, Manastır’da askeri görevini ifa ederken Enver ve Niyazi Beylerle birlikte pek çok defa çete takibatında bulunmuşlar ve bu çalışmalar neticesinde çok sayıda eşkıya etkisiz hale getirilmiştir. Bölgede çetelere karşı sırt sırta vermiş oldukları mücadele, vatanseverlik duygularının artmasını sağladığı gibi aynı zamanda aralarında silah arkadaşlığının da gelişmesine ve aralarındaki samimiyetin artmasına zemin hazırlamıştır. Karabekir’in Manastır’daki etkin mücadelesi ve cemiyet için yapmış olduğu önemli çalışmalar ve başarılar Talat Bey tarafından da takdirle karşılanmıştır. Karabekir, Talat Bey’in samimi davranışlarından oldukça etkilendiğini belirtmiştir.
1908’de 2.Meşrutiyetin ilanın akabinde Edirne’de 2.Ordu 3.Fırka Kaymakamlığı’na atanan Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisindeki güç dengesi içerisinde yer edinememiştir. 2. Meşrutiyet’in ilanı öncesi ve sonrasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin istihbarat işlerinden sorumlu olmuş ve bu görevini son derece titizlikle ve başarıyla yürütmüştür. Bu başarının farkında olan ve kendisini yakından tanıyan Enver Paşa, Harbiye Nazırı olduktan sonra Karabekir’i Erkan-ı Harbiye İstihbarat Şubesinde görevlendirmiştir.
Bu görevlerinin yanı sıra meşrutiyetin ilanına müteakip gerçekleşen 31 Mart Hadisesini bastırmakla görevlendirilmiş olan Hareket Ordusu’nda Mürettep İkinci Fırka Kurmay Başkanı olarak görev almış ve Beyoğlu Kışlalarının ve Yıldız Sarayı’nın işgal edilmesinde, isyanın bastırılmasında önemli rol oynamıştır. Yine bu gelişmelere müteakip gerçekleşen Arnavutluk İsyanının (1910) bastırılması için görevlendirilen kolordunun şube müdürü ve erkan-ı harp vekili olarak görevlendirilmiş ve bu isyanın bastırılmasında olan başarısı ve etkisi dolayı çifte nişanla ödüllendirilmiştir. İsyan bastırıldıktan sonra ise Edirne’de 10.Piyade Fırkası kurmaylığı görevini devam ettirmiş ve 1912 yılında Binbaşılığa terfi etmiştir.
Balkan Savaşları’nda da görev alan Karabekir Edirne savunmasında etkili olmuş ve Bulgarlara esir düşmüştür. Bulgarlarla 1913’te imzalanan İstanbul Antlaşması Edirne kurtulmuş ve bu sayede İstanbul’a dönebilmiştir. Yine aynı yıl dördüncü rütbeden Osmanlı Nişanı ile ödüllendirilmiştir.
Orduda modernleşme hareketleri çerçevesinde, Almanlarla yapılan anlaşma sonucu General Liman Von Sanders başkanlığında bir heyet Türk Genelkurmayı’nda görev almaya başladığında, Karabekir 1914’te Almanca bildiği için 2.Şube’de müdür yardımcılığına getirilmiştir. 1919’da 2.Şube İstihbarat müdür yardımcılığı ve birinci kısım amirliği görevinde bulunmuştur.
1914 yılında Avrupa Seyahatine çıkmış, Avusturya-Macaristan veliahdının suikastı ile İstanbul’a döndüğünde Enver Paşa’ya Umumi Harbin kaçınılmaz olduğunu gördüğünü ancak mecbur olmadıkça harbe girilmemesi gerektiğini söylemiş, harbe girilmesini çalışmışsa da başarılı olamamış ve Osmanlı Devleti Kasım 1914’te harp ilan etmiştir. Harp ilanından kısa bir süre sonra ise yarbaylığa yükselmiştir.
1.Dünya Savaşı’nda Kazım Karabekir’in Rolü
1915 yılında Birinci Kuvve-i Seferiyye’nin komutanı olarak İran harekatında görevlendirilmiş, birliğe ile Halep’e ulaşmasının akabinde ise 3.Ordu’nun Sarıkamış’ta uğradığı felaket sebebiyle komutasındaki kuvvetlerin Doğu Cephesi’ne kaydırıldığı haberini almıştır. Bu gelişmeler neticesinde Karabekir, rahatsızlığı sebebiyle görevini ifa edemeyen Süleyman Askeri Bey yerine Irak Havalisi Kuvvetleri Kumandanlığına ve Basra valiliğine atanmıştır. Ancak Halep’ten Bağdat’a geçtiğinde Süleyman Askeri Bey’in iyileşmesi ve birliğinin başına geçmesi üzerine Karabekir İstanbul’a dönmüştür.
6 Mart 1915’te Beşinci Kolordu’nun 14. Tümen Kumandanlığında görevlendirilen Karabekir bir süre Marmara ve Karadeniz kıyılarında tahkimat işleri ile uğraşmasının akabinde tümeni ile Çanakkale Cephesi’ne gönderilmiş, Seddülbahir’de Kereviz Deresi’nde Fransız birlikleriyle üç buçuk ay etkin bir mücadele sergilemiş ve bu başarıları neticesinde Osmanlı Devletinden “Muharebe Gümüş Liyakat Madalyası”, Türk Ordusundan “Harp Madalyası”, Almanya’dan “İkinci Rütbe’den Kron dö Broş Kılıçlı Nişanı”, Avusturya’dan, “İkinci-Sınıf Salib Nişanı” kazanmıştır. Sağlamış olduğu başarılar neticesinde kazanmış olduğu ödüllerin yanı sıra 1915 tarihinde miralay rütbesine terfi etmiştir. Üstün başarıları sonucu kazanmış olduğu ödüllerin ve almış olduğu terfinin yanı sıra Alman Demir Salib Nişanı ve Irak cephesinde İngilizlere karşı verdiği mücadele neticesinde de Goltz Paşa’nın inhası ile “Muhabere Gümüş İmtiyaz Madalyası”nı kazanmıştır.
1916 yılında Kutelamare’nin kuşatıldığı günleri takiben çıkan tifüs salgını sebebiyle Goltz Paşa’nın vefat etmesi üzerine komuta Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’ya geçmiş ve Karabekir, 18.Kolordu Kumandanlığına tayin edilmiştir. İngilizlere karşı izlenecek stratejiler hususunda Halil Paşa’ya çeşitli önerilerde bulunmuşsa da Halil Paşa bu önerileri kabul etmemiş ve bunun üzerine Karabekir, Irak Cephesi’nden naklini istemiştir ve Irak Cephesi’nde geçen bir buçuk yılın ardından İstanbul’a dönmüştür. Burada göstermiş olduğu başarılar ve hizmetinden münasebetiyle 1917 yılında tekrar “Altın Muharebe İmtiyaz Madalyası” ve “iki yıllık seferi kıdem zammı” ile ödüllendirilmiştir. Aynı yılın nisan ayında ise 18.Kolordu Komutanlığına tayin edilmiş ve akabinde Diyarbakır Bölgesindeki 2.Kolordu Komutanlığında görevlendirişmiş ve böylelikle Doğu Cephesine gönderilmiştir. 2.Ordu Komutanlığına vekillik ettiği süreçte Ruslarla yapılan muharebelerde göstermiş olduğu başarılar neticesinde 23 Eylül 1917’de tekrar “Kılıçlı İkinci Mecidi Nişanı” ile ödüllendirilmiştir.
1917 yılında Rusya’da gerçekleşen devrim ile Rus Çarı devrilmiş ve gelişmelerin akabinde Rus askerleri ülkesine dönmeye başlaması üzerine Osmanlı Devleti ile Bolşevik Rusya arasında Erzincan Mütarekesi imzalanmış ve muharebeler sonlandırılmıştır. Ancak Rusların geri çekilmesi Doğu Cephesi’nin kapanmasını, sorunun çözümünü sağlayamamıştır. Çünkü Doğu Anadolu’da bulunan Ermeniler, Müslüman halka karşı saldırgan tutumunu devam ettirmiştir.
İyi derecede Rusça bilen Karabekir bu avantajın da etkisiyle 28 Ocak 1918’de 1.Kafkas Kolordusu Komutanlığına atanmıştır. Bu yıllarda, 1. Kafkas Kolordusu, Kazım Karabekir komutasında bulunmuştur ve 9. 10. ve 36. Tümenlerden meydana gelen Kolordu’nun harekat sahası, Erzincan’ın batısındaki dağlarla Refahiye ve Kemah doğusundaki geçitleri kapsamıştır. Burada ağır kış koşullarına ve iaşe eksikliklerine rağmen verilen büyük mücadele, Ermeni kuvvetleri ve çetelerinin bütünüyle imha edilmesini sağlamıştır. 1918 yılında; 13 Şubat’ta Erzincan, 12 Mart’ta Erzurum, 13 Mart’ta Pasinler’in merkezi Hasan Kale işgalden kurtarılmasının akabinde 1914 Hududu aşılmış, 5 Nisan’da Sarıkamış, 25 Nisan’da Kars Kalesi de işgalden kurtarılmıştır.
Kafkas Kolordusunda görev yaptığı günlerde Enver Paşa’dan almış olduğu şifreli telgrafta Enver Paşa Kafkasya’daki Müslümanların kurtarılması ile ilgili talepte bulunmuş ancak Karabekir “Her şeyden evvel kendi yurdumuzu derhal kurtarmamız lazımdır. Benim yapacağım biricik iş bir an evvel Erzurum’u kurtarıp hududumuza katmaktır” şeklinde cevap vermiştir.
Erzincan’ın işgalden kurtarılmasının ardından bölgeye gelen 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa, meydanda toplanan halka “Erzincan ve havalisini pek çabuk kurtaran Kazım Karabekir’i yalnız siz değil oğullarınız ve torunlarınız da unutmasın” demiştir. Vehip Paşa da bölge halkı da Karabekir’in Doğu Cephesi’nde sağladığı başarıların farkında olmuş ve taktir etmiştir.
1914 Hududu’na kadarki bölgenin kurtarılmasındaki başarısı, işgal altındaki toprakların işgalden kurtarılmasındaki gayret ve olağanüstü hizmetleri neticesinde 28 Mart 1918’de “Kılıçlı İkinci Rütbe’den Osmanlı Nişanı”, 11 Mayıs 1918’de “Kars Müstahkem-Mevki’nin işgalindeki başarısı ise “İki Yıl Seferi Kıdem Zammı’’ verilmesini sağlamıştır. 28 Temmuz 1918’de “Mirlivalık” rütbesine yükseltilerek Paşa olmuştur.
Ermenilerin barış imzalamasında oynadığı etkin rol neticesinde 1918’de Batum Antlaşması imzalanması sayesinde üç vilayet daha işgalden kurtarılmıştır. Yine aynı yıl yapılan bazı değişiklikler sonucu Karabekir Paşa’nın ordusuna Nahcivan, İran Azerbaycan’ı ve Tebriz bölgeleri de verilmiş ve bunun üzerine Paşa, karargahını Nahcivan’a nakletmiştir. İngilizlerin Bakü’yü ele geçirme amacıyla Tebriz ve çevresini işgal etmesi üzerine Karabekir Paşa Kolordusunun 11.Tümeni ile Tebriz’e gelmiş ve İngilizleri Azerbaycan’dan çıkarmıştır. Karabekir Paşa’nın Doğu Anadolu ve Kafkaslarda vermiş olduğu mücadele sonucu kazanılan başarılar sayesinde bu bölgelerdeki Türk nüfuzu artmıştır.
Mondros Ateşkesi Sonrası Kazım Karabekir’in Faaliyetleri
30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkesinin imzalanması üzerine Nahcivan’da 1.Ordu Karargahı’nın lağvedildiğini ve İstanbul’a çağrıldığı haberini almıştır. İstanbul’a gelen Karabekir Paşa işgal güçlerinin bayraklarını görür pek müteessir olur ve “tek dağ başı mezar oluncaya kadar uğraşmalıdır’’ der.
Karabekir Paşa, 5 Kasım’da hareket etmiş ve 7 Kasım’da ise Batum’a ulaşmıştır. Ambarlarda çok sayıda hafif Japon toplarının bulunduğunu tespit etmiş ve gerektiğinde bunlardan yararlanmak üzere büyük bir dubayı bu toplar ile doldurtmuş, Batum’a gelmekte olan Reşit Paşa vapuruna taktırarak topları beraberinde Trabzon limanına getirtmiştir. Paşa, bu girişim ile hem işgale karşı duyduğu tepkiyi somut bir yolla ortaya koymuş hem de ilk direniş hareketlerinden birini de gerçekleşmiştir.
Mondros Ateşkesinin imzalanmasının akabinde yer yer işgaller başlamıştır. İttihat Terakki’nin önde gelen üyeleri yurtdışına çıkmış, padişah ise meclisi feshetmiştir. İşgaller karşısında padişahın teslimiyetçi politikasına karşı halk Anadolu topraklarında direnişe karşı örgütlenmeye, cemiyetler kurmaya ve direniş birlikleri oluşturulmaya başlanmıştır. Kurtuluş hareketini birleştirmeyi hedefleyen Mustafa Kemal Paşa ve işgallere karşı direniş göstermek isteyen Karabekir Paşa bu dönem İstanbul’da bulunmuştur. Şişli semti içerisinde yer alan bir dairede Kemal, Karabekir, İsmet, Ali Fuat Paşalar, Fethi Okyar, Rauf Orbay gibi isimler bir araya gelerek kurtuluşun yollarını aramışlardır.
Sadrazam İzzet Paşa tarafından Genelkurmay Başkanlığı’na getirilmek istenen Karabekir Paşa, Türk Ordusu İtilaf Devletleri ve padişah eliyle gücü zayıflatılmadan, nihai barış anlaşması imzalanmadan evvel İzzet Paşa’dan Doğuya iadesini istemişse de ilk aşamada geçici olarak Tekirdağ’da bulunan 14.Kolordu Komutanlığı’na tayin edildiğinde Doğu’da bir Ermeni Devleti kurulma tehlikesi bulunduğunu haber almıştır. İzzet Paşa’nın kararı sonucu Karabekir isteğine kavuşmuş ve Erzurum’daki 15.Kolurdu’da görevlendirilmiştir. Erzurum’a gitmeden evvel tekrar Kemal Paşa ve arkadaşlarıyla görüşmüş ve alınacak tedbirler ve direniş hareketi üzerine planlar yapılmıştır. Karabekir Paşa, Kemal Paşa’ya “Paşam, ben yarın Erzurum’a gidiyorum. İstanbul’da ne vaziyette kalırsanız kalın bir şey yapmak imkansızdır. Anadolu’ya ordunun başına geliniz; hem de Şarka. Milletin kurtuluş anahtarı şarktadır. Orada her şey mümkündür, silahını teslim etmemiş bulunan orduda kuvvetlidir, halk da beraber gider. Şarkta milli hükümet esaslarını kurduktan sonra, siz garba teveccüh edersiniz” diyerek Kemal Paşa’yı direniş hareketinin başına geçmesini istemiştir.
Kazım Karabekir Erzurum’da
Erzurum’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılarak yola çıkan Karabekir Paşa, Zonguldak, Samsun, Sinop, Ordu, Giresun ve Trabzon illerine uğramıştır. Trabzon’da, Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti reisi ve üyeleriyle vaziyet ve cemiyet üzerine görüşmelerde bulunmasının akabinde Erzurum’a ulaşmış ve Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti reisi Hoca Raif Efendi ve heyetle görüşerek İtilaf Devletleri’ne silahların teslim edilmeyeceğini, direniş gösterileceğini ve Erzurum’da bir kongre toplanacağını belirtmiştir.
Çalışmalara hemen başlayan Karabekir Paşa, Erzurum telsiz istasyonunu çalıştırmış, İstanbul ve Karadeniz’deki gemilerin haberleşmelerini dinlettirmiştir. Doğu bölgesinde halkın elindeki silahları toplamakla görevlendirilen İngiliz Yarbayı Rawlinson ile görüşmesinde, halkın Ermeni tehdidinden korktukları için silahları teslime yanaşmadıklarını belirtmiştir.
Erzurum Kongresi’nin hazırlıklarının yapıldığı günlerde Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı ve Karabekir Paşa ile görüşmek bildiren şifreli bir telgraf gelir. Bir yandan İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilmiş bir yandan Sadrazam Damat Ferit Paşa Ermeni muhtariyetini genişletmeyi kabul etmiştir. Bu gelişmeler üzerine Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri sadarete protesto telgrafları çekmiştir.
16 Mayıs’da belediye azasından Şeyh Eşref Efendi, Dava Vekili Hüseyin Avni, Albayrak Gazetesi Müdürü Süleyman Necati ve Dursun Beyzade Cevad Beyler’den oluşan miting tertip heyeti, 18 Mayıs’ta Erzurum’da bir miting düzenlemek için valilikten izin istemişler ve izin alınmıştır.
Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı Erzurum Kongresi’ne davet ettiği günlerde Amasya Tamimi yayımlanmıştır. Protestolar, mitingler, cemiyetler İstanbul Hükümeti’ni ve İtilaf Devletleri’ni endişelendirmiştir. İtilaf Devletleri’nin baskısı sonucu İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa’yı görevden aldığını açıklamış ancak Mustafa Kemal Paşa “Artık İstanbul, Anadolu’ya hakim değil, tabi olmak zorundadır” diyerek mücadelenin merkezini vurgulamış ve mücadeleyi sürdüreceğini de ilan etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa Erzurum’a gelmeden evvel hem askerlik hem de müfettişlik görevinden istifa etmiştir. Bir sivil olarak gelen Mustafa Kemal Paşa’ya karşı Karabekir Paşa, “yalnız kutsal ulusal amaca erişmek için savaşmaktan bir an geri durulmayacağı hakkındaki söz verişiyle avunduklarını” dile getirmiş ve çalışmalarında başarılar dileyerek, kolordusunun hürmet ve üstün saygılarını sunmuştur. Karabekir Paşa, Mustafa Kemal’in Paşa’nın istifasıyla ilgili durumu anılarında “Kemal Paşa çok üzgündü. Ben kendisine hürmet ve samimiyette kusur etmeyeceğimi, pek samimi ve ciddi bildirdim. Hazır ol vaziyetinde selamla bundan sonra dahi ne emirleriniz varsa ifayı bir şeref bilirim dedim’’ şeklinde açıklamıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın istifası üzerine Karabekir Paşa 3.Ordu Müfettişliği ile görevlendirilmiş ve bu sayede yetkileri artmıştır. Karabekir Paşa aynı zamanda Ermeniler tarafından tekrar işgal edilmiş olan Kars, Ardahan, Batum, Artvin, Oltu bölgesini işgalden kurtarmaya çalışmaktadır.
Kongre hazırlıkları tamamlanmış, mücadele adına önemli kararlar alınmıştır. Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar üzerine Karabekir Paşa’dan kongrenin dağıtılması ve kongre üyelerinin tutuklanmasını talep eden Harbiye Nezareti’nden gelen telgrafa Paşa ‘’Hükümetin mukarrerat ve siyaseti ne olduğunu bilmiyorsam da Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey’in fiil ve hareketlerinde vatan ve milletin maksat ve menfaatine ve mevcut kanunlara aykırı telakki edilecek hiçbir hal ve hareket olmadığını görüyorum, halk, namussuzca ölmektense, namuskarane müdafaaya karar vermiştir” şeklinde cevap vermiştir.
Kongrede alınan kararlar ülkenin dört bir yanına bildirilmiş, ABD başkanı Wilson’a muhtıra verilerek Wilson İlkeleri hatırlatılmış, İzmir’in yoğunlukla olarak Türklerin yaşadığı bir şehir olduğu ve işgalden kurtulmak için mücadele edileceği belirtilmiştir. Erzurum Kongresi’nin akabinde gerçekleşecek olan Sivas Kongresi öncesinde Karabekir Paşa, kongrenin engellenmesi için çeşitli planlar yapıldığını haber almıştır. Tehlikeyi ortadan kaldırdıktan sonra heyet Sivas’a gitmek üzere Erzurum’dan ayrılmıştır. Almış oldupu önlem ile yetinmeyen Karabekir Paşa, Sivas’ta bulunan 3. Kolordu Komutanı Selahattin Bey’den kongrenin güvenli bir ortamda gerçekleşmesi için gerekli önlemleri almasını ve Temsil Heyeti’nin Sivas’ta parlak bir şekilde karşılanmasını istemiştir.
Meclis-i Mebusan’ın açılacağının kararlaştırılması üzerine Temsil Heyeti ve İstanbul Hükümeti’nin gündeminde meclisin nerede, ne zaman toplanacağı ve milletvekilleri seçimlerinin nasıl gerçekleştirileceği konuları bulunmuştur. Direnişle ilgili önemli konuların yanı sıra bu sorulara yanıt aranan Sivas Kongresi’ne Karabekir Paşa da katılmıştır. Kazım Karabekir, İstanbul hükümetine karşı cephe almak gerektiğini, Anadolu’da milli bir hükümetin ilan edilmesinin gerektiğini savunmuştur ancak bu durum için gerekli şartların henüz oluşmadığının farkında olan Karabekir, Meclisin İstanbul’da toplanmasını istemiştir. Neticede Meclisin İstanbul’da toplanmasına karar verilmiş ve milletvekillerinin İstanbul’a gitmeden önce bazı yerlerde toplanmaları kararlaştırılmıştır.
Kazım Karabekir Paşa, milli birliği ve direniş gücünü kırmak isteyen bazı durumlar ile de mücadele etmiştir. Mutki Aşiret Reisi Hacı Musa Bey Bitlis yöresinde nüfuzunu kullanmak istemesi Bitlis’i basmıştır. Yöredeki devlet memurlarını kovmuş yerine kendi adamlarını getirmiştir. Olaydan haberdar olan Karabekir Paşa derhal Musa Bey’e telgraf çekerek: “Bitlis’te Aşiret Reisi Hacı Musa’ya, Bir tümen askerimle sana misafir gelmek istiyorum. Bitlis’te daha kaç gün kalacağınızın bildirilmesi’’ demiştir ve telgrafı alan Musa Bey derhal Bitlis’i boşaltmış ve Mutki dağlarına çekilmiştir.
İstanbul’da Mebuslar Meclisi toplanmış ancak İngilizler meclisi dağıtmış ve İstanbul’u fiilen işgal etmiştir. Bu gelişmelere tepki olarak Karabekir Paşa Erzurum’da bulunan İngiliz Yarbayı Rawlinson’u ve 5 İngiliz erini tutuklattırmıştır. Valiliklere emir göndererek İstanbul ile haberleşmeyi yasaklamıştır. Olağanüstü bir meclisin Ankara’da toplanması için gerekli zeminin oluşması böylelikle sağlanmıştır. Mustafa Kemal Paşa, bu meclisin Kurucu Meclis olmasını istese de Karabekir Paşa’nın halkın bu kavramlara aşina olmadığını belirtmesi üzerine bu isteğinden vazgeçmiştir. Ankara’da açılan mecliste Karabekir Paşa Edirne milletvekili seçilmiş ancak Erzurum Kolordu Komutanlığı görevini de sürdürmüştür. TBMM tarafından Erzurum valiliği görevi de kendisine de verilmiştir. Yine Karabekir Paşa, batıda çıkan isyanların bastırılması için iki fedai müfrezesini görevlendirmiştir.
Kazım Karabekir ve Milli Mücadele
Karabekir Paşa Doğu’da harekata hazır bulunduklarını belirtmişse de Mustafa Kemal Paşa, harekata başlamak için özellikle Sovyet Rusya ile ilişkilerin Ankara lehine gelişmesinin ardından harekata başlanılmasının doğru olacağını vurgulamıştır. Gerekli şartlar sağlandığında TBMM, Karabekir Paşa’ya harekat için onay vermişse de Rus devlet görevlisi Çiçerin’in Ankara’ya göndermiş olduğu telgrafta sınırın barış yoluyla çizilmesi gerektiğini söylemesi üzerine harekat durdurulmuştur. Bu dönem Karabekir Paşa, Milli Mücadele’nin Doğu Cephesi Komutanı olmuştur.
Çiçerin’in belirttiği gibi sınırın barış yoluyla çizilememesi üzerine Ankara tekrar harekat kararı almış ancak savaşı başlatan taraf olmak istenmediği için ilk saldırının Ermenilerden gelmesi beklenmiştir. Ermenilerin saldırısı ile harekat başlamış, Sarıkamış kurtarılmış ve akabinde Kars’ı kurtarmak için hazırlıklara başlanmıştır. Doğu Cephesi komutanlığı tarafından hazırlanan planda, Ermenileri sıkıştırarak ezmek ve çekilmeleri durumunda çekilmenin panik içerisinde gerçekleşmesi amaçlanmıştır. Hazırlanan planla beraber planı gerçekleştirmek için Erzurum, Van, Erzincan, Beyazıt illerinden 1884-1889 doğumlu erlerin silahaltına alınmasına izin ve bu iş için acele karar alınması ve karşılığının makine başında emredilmesi isteği 20 Ekim 1920’de Erkan-ı Harbiye Başkanlığı’na sunulmuştur. Doğu Cephesi Komutanlığı, Kars’a yapılacak harekatın planını 9. Kafkas ve 12. Tümenlere 18 Ekim 1920’de bildirmiştir.
Kars’ın geri alınması sırasında Karabekir Paşa’nın komutasındaki Türk birlikleri, Ermenilerin çok sayıda kayıp vermesini sağlamıştır. Verilen başarılı mücadele sonucunda Ermenilerden 3 general, 6 albay, 12 yarbay, 16 yüzbaşı, 59 teğmen, 12 astsubay, 4 erbaş ve 16 sivil ve aynı zamanda önemli sayıda silah ve cephane de elde edilmiştir. Esirler arasında Harbiye Nazırı, Genelkurmay Başkanı gibi yüksek kademeli devlet görevlileri de vardır. Bu durum Ermenilerin Kars’a verdikleri önemi gösterir niteliktedir. Doğu Cephesi Komutanı’nın izlemiş olduğu başarılı strateji Türklere büyük bir zafer kazandırmış, düşman ordusunu büyük kayıplar verdirmiştir. Ermenilerin 1110 kaybına karşılık Türkler 9 şehit vermiştir.
Kars’ın alınması ile Doğu sınırı güvence altına alınmış ve Ermeni ordusu güç kaybetmiş, Türk ordusu ilerleyişini Gümrü’ye kadar sürdürmesinin akabinde Ermeniler mütareke isteğinde bulunmak zorunda kalmıştır. Ermeniler Türklerin sunduğu mütareke şartlarını kabul etmişse de TBMM kendi güvenliğini sağlamak için Ermenistan’ın fiili güvence vermesini de istemiştir. Ermeniler şartları uygun bulmayınca Karabekir Paşa Erivan’a kadar ilerlemesi üzerine Ermeniler Türklerin sunmuş olduğu şartları kabul etmek mecburiyetinde kalmış ve bunun üzerine Gümrü’de barış konferansı düzenlenmesi kararı alınmıştır. Barış görüşmelerinde Karabekir Paşa yer almış ve Ermenilerin Sevr Antlaşması’nı reddetmesini ve bu yolla Sevr Antlaşması’nın Ermenilere tanımış olduğu haklardan vazgeçmelerini sağlamıştır. Karabekir Paşa, Doğu illerini işgalden kurtardığı için ‘’Doğu Fatihi’’ olarak anılmaya başlamış ve Milli Mücadele’ye duyulan güvenin artmasını sağlamıştır. Doğu Cephesi’nin kapanması üzerine birlikleri batıya kaydırılmıştır. Karabekir Paşa buradaki üstün başarıları sebebiyle TBMM tarafından 31 Ekim 1920’de ferikliğe terfi ettirilmiştir.
Doğu’da Ermenilere karşı kazanılan zafer Ankara Hükümeti’nin çalışmalarını yakından takip eden İtilaf Devletleri’nin Türklerin bugünü ve yarını üzerinde asıl etkisi olan hükümetin İstanbul Hükümeti değil Ankara Hükümeti olduğunu fark etmelerini ve bu sebeple, İstanbul Hükümeti ile imza etmiş oldukları Sevr Antlaşması’nı yürürlüğe geçirme imkanına sahip olmadıklarını da anlamalarını sağlamıştır. Türklerin geleceğini belirlemek üzere gerçekleşecek Londra Konferansı’na, İngilizlerin İstanbul Hükümeti temsilcilerinin yanı sıra Ankara Hükümeti’nin temsilcilerini de davet etmesinde Doğu Cephesi’nde kazanılan askeri ve siyasi başarı etkili olmuştur.
Gümrü Antlaşması’nın imzalanmasının akabinde Ermenistan’ın Sovyet Rusya tarafından işgal edilmesi üzerine, Sovyet Rusya antlaşmasının gözden geçirilmesini istediği için artık mesele Ermenistan-Türkiye meselesi olmaktan çıkarak Sovyet Rusya-Türkiye meselesi haline gelmiştir. Ermenistan’ın işgal edilmesi üzerine Gürcistan da işgal tehlikesiyle karşılaşınca TBMM’den yardım istemiştir. İşgal başladığında TBMM, Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Ardahan ve Artvin’i istemiş ve bu istek kabul edilmiştir. Karabekir komutasındaki birlikler Batum’u işgal ettiği esnasında Gürcü Menşevikler Sovyetlere yenilmiş ve yapılan barış antlaşması ile Batum Sovyet Rusya’ya bırakılmıştır. Sovyet Rusya ve Türk birliklerinin karşı karşıya gelme tehlikesi ortaya çıkmış ve Moskova Antlaşması imzalanarak gerginlik yatıştırılmıştır. Ardahan ve Artvin Türkiye’ye, Batum ise Sovyet Rusya’ya bırakılmıştır.
13 Ekim 1921 yılında Moskova Antlaşması’nın bir benzeri olan Kars Antlaşması’nın imzalanmasının TBMM açısından önemi, Moskova Antlaşması ile çizilen sınır ve ilkelerin Sovyet Rusya ile Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan tarafından da kabul edilmiş olmasıdır. Kars Antlaşması’nı yapmak için gerçekleştirilen Kars Konferansı’na Karabekir Paşa baş murahhas olarak katılmıştır.
Karabekir Paşa, doğuda Ermeni mezalimi yüzünden yetim kalan çocuklara da sahip çıkmıştır. Elindeki imkanları kullanarak yetim çocuklar için Sanayi Mektebi, Erzurum Ana Mektebi, Sarıkamış Ana Mektebi, Leyli Eytam İbtidai Mektebi, Sıhhiye Mektebi, Sarıkamış Askeri İdadisi, İş Ocağı gibi eğitim kurumları açmıştır. Kendi yetiştirmiş olduğu 50 kişilik müfrezeyi de yanına alarak Doğu’dan ayrılmış, 15 Ekim 1922’de Ankara’ya gelmiş, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları tarafından törenle karşılanmış, Edirne milletvekili olarak meclisteki görevini sürdürmüştür.
Edirne milletvekilliğinin ardından ikinci mecliste İstanbul milletvekili seçilmiştir. 21 Kasım 1923’te Milli Mücadele’de siyasi ve savaş yararlılığı gösterenlere verilen Yeşil ve Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.
İzmir İktisat Kongresi ve Karabekir Paşa
Türk heyetinin kapitülasyonların kaldırılması talebine İtilaf Devletleri’nin karşı çıkması gibi sebeplerle Lozan Görüşmelerinin kesintiye uğradığı günlerde İzmir’de iktisat kongresinin düzenlenmesi kararı alınmış olması tam bağımsızlık ilkesinden taviz verilmeyeceğini ve milli bir ekonomi fikrinin benimseneceğinin ilanı niteliğindedir.
Karabekir başa kongrenin başkanı seçilmiştir. Kongrenin açış konuşmasını Mustafa Kemal Paşa yapmış, akabinde İktisat Vekili Mahmut Esat Bey konuşmuştur. Mahmut Esat Bey’in ardından konuşmasını sunan Karabekir Paşa konuşmasının bir bölümünde ‘’Ninnilerimiz, türkülerimiz, iktisat terennümleriyle dolmalı, masallarımız, temsillerimiz iktisat ruhları ile meşbu olmalı, dualarımız, vaazlarımız, hutbelerimiz iktisat emirleri, iktisat telkinleri ile halkımızı irşat etmeli…Bu suretle yani beşikten mezara kadar hayat ve iktisat telkinlerinin icap ettireceği müşterek mesai ile çalışırsak hayatımız, iktisadımız kavi esaslarla kurulmuş olur’’ cümlelerini sarf etmiştir. Konuşmasını ‘’Bütün millet bu birlikle birbirine her türlü muaveneti yaparak askeri zaferi yanına vakit geçirmeden iktisadi zaferlerini dahi ilave edecektir. Cenab-ı Hak iktisat zaferimizde dahi muinimiz olsun’’ sözleriyle tamamlamıştır.
Kongre esnasında genel kurulda müzakere edilmesi için ‘’Latin Harflerinin Kabulü’’ hakkında takrir verilmiştir ancak kongrenin gündeminin ekonomi olduğunu öne sürerek Kazım Karabekir konunun müzakere edilmiş ve alfabe değişiminin oldukça sert sözlerle eleştirmiştir. Mustafa Kemal Paşa ile Karabekir Paşa arasında yaşanacak sorunların başlangıcı olarak bu gelişme kabul edilebilir.
Kazım Karabekir ve Siyasi Faaliyetleri
9 Aralık 1922’de Meclis Başkanlığı için yapılan seçimde Karabekir Paşa, Ali Fuat Cebesoy’a karşı 2.Grup adayı olmuş ancak kazanamamıştır. Yapılan seçim, Mustafa Kemal Paşa ile Kazım Karabekir’in birlikte hareket etmekten uzaklaşmaya başladıklarını ortaya koymaktadır.
Kazım Karabekir, Mustafa Kemal Paşa’nın hilafet ve saltanatı üstleneceğine dair şüphe duymuş ve böyle bir durumda Paşa ile açıktan bir mücadeleyi dahi gözü almıştır. Yapılacak devrimlere karşı durmaktan ziyade Karabekir’in Mustafa Kemal Paşa’nın güçlü bir konumda olmasını, kişisel bir yönetim kurmasını istemediği gözükmektedir.
İzmir İktisat Kongresi başlığında da değinildiği gibi Kazım Karabekir’in Latin harflerine geçiş fikrininin tartışılmasına dahi müsaade etmemiş ve silah ve dava arkadaşları arasında ayrılığın habercisi olmuştur. Bu gelişmeleri takip eden günlerde Kazım Karabekir Mustafa Kemal’in siyaseten atacağı sonraki adımlara karşı derin bir güvensizlik beslemiştir.
Atatürk’ün devrim yapmadan evvel zemini tespit etmek amacıyla dönemin etkili siyasi isimleri ile toplantılar yapmıştır. Halifeliğin lağvedilmesi öncesinde bu amaçla gerçekleştirdiği toplantıya Kazım Karabekir’in davet edilmemiş olması, Atatürk’ün Kazım Karabekir’i, siyasal ve sosyal devrimler sürecinde kendisini desteklemekten ziyade, engelleme potansiyeli olan kişiler arasında değerlendirdiği görülmektedir. Kazım Karabekir’in devrimlerin gerçekleştirildiği bu süreçte tam olarak devrim karşıtı olarak görülmese bile devrimlerin yapılış tarzını onaylamayan ya da bazı devrimlere karşı duran biri olarak değerlendirilmiştir.
Halifeliğin lağvedilmesi Kazım Karabekir ve Atatürk arasındaki çatlakları derinleştiren en önemli aşamalardan olmuştur. Milli Mücadele’nin hazırlık aşamalarından itibaren Atatürk ile hareket eden önemli kişilerin bazıları (Kazım Karabekir dahil) Atatürk’ün elde ettiği siyasi gücün yoğunlaşmasının önündeki engel olabilecek son kale olarak halifelik kurumunu gördükleri bilinmektedir. Son kale olarak gördükleri halifelik kurumu için politik kavga vermişlerdir.
Ekim 1924’te ise Atatürk ile Kazım Karabekir’in aralarının hiç olmadığı kadar açıldığı bilinmektedir. Bu süreçte Atatürk, Nutuk’ta Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay’ın başını çektiği bir grup Atatürk’e karşı yönetimi ele geçirmek amacıyla Cumhuriyetin ilanı itibariyle orduyu kendi taraflarına çekmek için uğraşmış olduklarını öne sürmektedir. Atatürk, müfettişlik görevlerinden istifa etme gerekçelerini harekete geçmek olarak görmüştür. Kazım Karabekir müfettişlikten 26 Ekim 1924’te istifa etmiştir.
17 Kasım 1924’te Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay, Cafer Tayyar Eğilmez tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulmuş ve başkanlığa Kazım Karabekir getirilmiştir. Fırkanın programında yer alan ‘’fırka fikirlere ve dini itikatlara saygılıdır’’ maddesi, rejim karşıtlarının, inkılapları benimsemeyenlerin fırka etrafında toplanmasına sebep olmuş ve bu sebeple inkılapları ve rejimi tehlikeye sokmuştur. Bu esnada vukuu bulan Şeyh Sait İsyanı üzerine rejim ve ülkenin bütünlüğünü korumak adına İnönü Hükümeti Takriri Sükun Kanunu çıkarmıştır. 3 Haziran 1926’da Kazım Karabekir’in partisi de isyanda etkili olduğu gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılmıştır. Partinin kapatılma gerekçesinde “TCF’ye mensup bazı partililerin, tüzükte yer alan ‘TCF, dini faaliyetlere hürmetkardır’ sözünü kötüye kullanarak irticai faaliyetlerde bulunduğu, iktidarı yıpratmak için Şeyh Sait isyanını kışkırttığı’” yazılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa yeni kurulan partiyi Nutuk’ta şu sözlerle eleştirmiştir: “Efendiler, yaptığımız inkılabın genişliği ve büyüklüğü karşısında eski hurafelerin ve müesseselerin birer birer yıkılışını gören bağnaz ve gerici unsurlar ‘dini düşünce ve inançlara saygılı’ olduğunu ilan eden bir partiye ve özellikle bu partinin içinde isimleri ün yapmış kimselere dört elle sarılmazlar mı? Yeni parti kuran kimseler bu gerçeği kavramış değiller midir? O halde, ellerine aldıkları din bayrağı ile millet ve memleketi nereye götürmek istiyorlardı? Böyle bir soruya verilmesi gereken cevapta, iyi niyet, gaflet, kayıtsızlık gibi sözler, memleketi ileriye götüreceğim diye ortaya atılan bir partinin ileri gelenleri için mazeret sayılamaz.”
22 Haziran 1926’da Atatürk’e suikast hazırlığında olan kişiler arasında Kazım Karabekir’in de adı geçmiş, tutuklanmış ve İzmir’deki İstiklal Mahkemeleri’nde sorgulanmışsa da oy birliği ile beraat etmiştir.
TBMM’nin ikinci döneminin sona ermesi ile Karabekir’in siyasi hayatı son bulmuş ve 1927’de ordudan da emekli edilmiştir. Bu gelişmeler üzerine İstanbul’a gelmiş ve şimdi müze olan Erenköy’deki evinde inzivaya çekilmiş ve anılarını yazmıştır. İktidar ile aralarında yaşanan anlaşmazlık, gözetim altında tutulması istenen 84 kişilik listenin başında yer almasına sebep olmuştur.
Bu yıllarda maddi sıkıntılar yaşaması üzerine bahçesinde yetiştirdiği sebzeleri satarak geçinmek durumunda kalmıştır. Cemal Kutay’a: “Bunları gelecek nesillerin, hatta çocuklarımın bilmesini istemem. Devletimin vefasızlığı içinde, benim mağdur olmuş olmamın elemi, sadece şahsımın değil, yaşadığımız devrindir. Ama ben sütçülük ve sebzecilik yapmasaydım çekmiş olduğum sıkıntının daha aşağı seviyesine düşerdim” demiştir.
Mustafa Kemal Paşa, ilerleyen yıllarda kırgın olduğu silah arkadaşları ile görüşmek istemiş, 1936’da İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda tertip edilecek Tarih ve Dil Kongresi’ne “Karabekir Paşa maarif, tarih ve dil konularıyla çok uğraşmış bir arkadaşımızdır. Onu da davet edelim, kongreden sonra kendisiyle hususi olarak görüşmek isterim” demiştir. Kazım Karabekir davete icabet etmişse de kongrenin sonunu beklemeden salonu terk etmiştir.
Atatürk’ün vefatının akabinde cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü, İstanbul Milletvekilliğine, CHP’den Kazım Karabekir’i aday göstermiştir. Karabekir, İstanbul milletvekili olarak yeniden meclise girmiştir. 23 Temmuz 1946’da ise meclis başkanlığına seçilmiş ancak bu görevi ancak 2 yıl sürdürebilmiştir.
26 Ocak 1948’de geçirdiği kalp krizi sebebiyle 66 yaşında vefat etmiştir. TBMM’de yapılan devlet töreninin akabinde Ankara Hava Şehitleri Kabristanı’nda toprağa verilmiştir. 30 Ağustos 1988’de kabri Ankara, Atatürk Orman Çiftliği’ndeki devlet mezarlığındaki 13 numaralı kabre geçirilmiştir.
Kaynaklar
Akbulut, Y. (2008). Ermeniler ve Bingöl’de Ermeni Tehcirleri, T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Arsan, N. (1964). Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, (1917-1938), Ankara.
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi.(1982). Ankara.
Atatürk ile ilgili Arşiv Belgeleri (1911-1921 Tarihleri Arasına Ait 106 Belge), Ankara, 1982.
Atatürk, K. (1994). Nutuk 1919-1927, Yay. Haz., Zeynep Korkmaz, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
Çavdar Tevfik (2008) Türkiye’nin Demokrasi Tarihi, İmge Kitabevi Yayınları, Dördüncü Baskı, Ankara.
Denizli, H.(1996). Sivas Kongresi Delegeleri ve Heyet-i Temsiliye Üyeleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.
Dursunoğlu, Cevat, Milli Mücadele’de Erzurum, Ankara 1946.
Göloğlu, M. (2011) Milli Mücadele Tarihi-1, Erzurum Kongresi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.
Gönlübol, M.(1997). Olaylarla Türk-Dış Politikası, 3. Baskı, Ankara.
Gürün, K.(1988). Ermeni Dosyası, Ankara.
Kandemir, F.(1948). Kazım Karabekir, İstanbul.
Kandemir, F.(1964). Milli Mücadele Başlangıcında Mustafa Kemal Arkadaşları ve Karşısındakiler, İstanbul.
Karabekir, K.(1995). Ermeni Dosyası, İstanbul.
Karabekir, K.(1990). Kazım Karabekir’in Kaleminden Doğu’nun Kurtuluşu, Sarıkamış, Kars ve Ötesi, Erzurum.
Karabekir, K.(1960). İstiklal Harbimiz, İstanbul.
Karabekir, K.(1995). İstiklal Harbimizin Esasları, Emre Yayınları, İstanbul.
Karabekir, K.(1995). İttihat ve Terakki Cemiyeti 1896-1909, 2. Baskı, Emre Yayınları, İstanbul.
Kaplan, L.(1994).Kazım Karabekir Paşa, Kurtuluş Savaşına Yön Verenler, Atatürk İlke ve İnkılapları Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Gazi Ünv. Yayın No:187, Ankara.
Kırzıoğlu, M. F.(1993). Bütünüyle Erzurum Kongresi, Kültür Ofset Ltd. Sti., Ankara,
Kırzıoğlu, M. F. (1991). Kazım Karabekir, Sevinç Matbaası, Ankara, 1991.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C.I, İstanbul.
Öke, M.K.(1986). Ermeni Meselesi, İstanbul.
Pothveriya, B.“1921 Türkiye-Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması İmzalanmasının Nedenleri”, Uluslararası İkinci Atatürk Sempozyumu Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara.
Sonyel, S. (1986).Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika II, TTK Yayını, Ankara.
Soysal, İ.(1989). Tarihçeleri ve Açıklamalarıyla Birlikte Türkiye’nin Siyasi Antlaşmaları (1920-1945), C.I, Ankara.
Taşkıran, C.(1999). Milli Mücadele’de Kazım Karabekir Paşa, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara.
Tevetlioğlu, F. Karabekir Kazım Maddesi, Türk Ansiklopedisi, C. XXI.
Genelkurmay Başkanlığı.(1995).Türk İstiklal Harbi Doğu Cephesi (1919-1921), C. III, Ankara.
Genel Kurmay Başkanlığı. (1989). Türk İstiklal Harbine Katılan Tümen ve Daha üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, Genel Kurmay Başkanlığı, 2. Baskı, Genel Kurmay Basımevi, Ankara.





Yorum bırakın