Ece Çınarlı

Sabah mıydı akşam mıydı bilmiyorum. Güneşin görünmediği mavi gri bir gök varken öldüm. Yattığım yer ne yatak gibi rahattı ne de beton gibi rahatsızdı. Zemin üstünde yatıyordum galiba. Toprak serindi, gökyüzünün kasvetli havasına karşılık iyi geliyordu. Parmaklarımı oynattım ve toprağı elime doldurup sıktım. İlk başta usulca parmaklarımı örttüm üstüne, sonra biraz daha sıktım. Tüm hırsımı çıkarırcasına sıktım. Yumuşak, çamurumsu bir yapıya döndü, elime bulaştı ama nasıl temizleyeceğimi bilmiyordum. Belki ileriye doğru biraz uzansam kalkardım ama kalkmak istediğimden emin değildim. Sonunda sessizliğin içinde öylece yatmak iyi gelmişti. Uzun zamandır sessizliğe maruz kalmadığımı fark ettim ve bu sessizlik yüzünden başıma ağrı girdi. Hep böyle mi olucaktı? Ağrı kesici içemezdim o yüzden kalkmam gerekti. Nasıl olduğunu anlamadığım bir anda ayaklandım. Ayağa kalkınca yatmanın daha zor olduğunu fark ettim. Sırtım ağrıyordu. Elimi temizlemem gerekiyordu. Çamur ellerimdeki çizgilerin içine girmişti, tırnaklarımın içini doldurmuştu. Tırnağımın arasındaki toprağı çıkarmazsam, minik bir solucan tırnağın arasında kalan serin daracık topraktan sıkılıp etime girebilirdi. İçten içe beni yesin istemiyordum. İlerledikçe hiçbir şey göremediğimi anca fark ettim. Gözüm mü kararıyordu yoksa güneşin son ışıkları da batıyor muydu? Belki minik solucan gözüme ulaşmıştır ve çok geç kalmışımdır. Göremiyorsam duymalıyım diye düşündüm. Adımlarımın sesini yumuşak toprak yüzünden duyamıyordum. Toprak yumuşak olduğuna göre bir yakın bir yerde su olabileceğini düşündüm. Rüzgar yoktu ya da ağaç yoktu çünkü hiç hışırtı duymuyordum. Ama bir şekilde ilerledim. Kolayca. Yorulmadan. Sıkılmadan. Hem sağır oldum hem kör kaldım.
Sarı bir kamyon aniden önümde belirmişti. Motorun gürültüsü yüzünden aklımı kaçıracaktım. Kocaman sarı farlar bu kamyonet dışındaki herkesin görmemesi için vardı.
-Ne işin var burda?
-Su arıyorum.
-Yanımda bir şişe var, istersen vereyim.
-İçmek için istemiyorum. Elimi yıkamam lazım.
-Şişedekini döküp yıka?
-Yetmez.
-Götüreyim seni.
“Ben buna binemem, dedim elimle kamyoneti göstererek. İşaret için kaldırdığım elim çamurlu olandı. İğrençti, sanki çamurlar çizgilerime daha da girmişti. Tenimi aşıp damarlarıma dolacaktı, acele etmem gerekiyordu.”
“Zamanın yok, gitmemiz gerek.”
Kapı açıldı ve beklemediğim şekilde, zorlanmadan koltuğa tırmanıp oturdum.
“Ben taksi değilim, ama ihtiyacı olanları bir yerden bir yere götürmek benim görevim. Sonsuz bir iş bu, herkesin bir yere gitmeye ihtiyacı var. Ama çok dik kafalılar. İlk teklifi kimse kabul etmez. O kadar vakit yok. Ne kadar hızlı, o kadar iyi. Neler olacağını bilemeyiz.”
Neden hızlı olmamız gerektiğini sormak istedim ama ağzımı açtığım anda bir göle vardık.
– Neden elini yıkamak istiyorsun?
-Acelemiz yok mu hemen gitmem gerek.
-Neden istiyorsun?
-Kahverengiyi sevmiyorum.
-Neden?
-Sus artık.
Kapı açılmadı, elimi uzattım ama kapıyı tutamadım. Ellerimin kuvveti kalmamıştı.
-Kapıyı açar mısın?
-Bu benim işim değil.
-Nedenini söylemek istemiyorum.
-Solucanlar yer ama seni.
-O zaman gideyim.
Yanı başımdaki göle gidemiyordum. Kamyonet bana yardım edeceğine daha çok eziyet ediyordu. Çamur bileğimden yukarı çıkmıştı. Hareket ediyordu, sonunda her yerim çamur olucaktı ve solucanlar içimde dolaşacaktı. Her yerimde kımıl kımıl küçük solucanlar olucağı düşüncesiyle çığlık attım. Atamadım.
-Konuşmak istemiyorsan sese ihtiyacın yok.
Sesimi ne hakla alırdı? Sinirden gözlerim yaşardı. Ağzımı her açıp ses çıkarmaya çalıştığımda, damlalar gözümden düştüler. Ağladığımı fark edince içimdeki her duygu kabardı, yüreğim kabardı, dağ oldu, gözyaşları sel oldu.
Gözyaşlarından önümü göremez oldum, sarı farlar kamaşmaya başladı, bulanık dalgalara dönüştü. Ellerimi gözlerime götürüp sakinleşmek istedim. Avuçlarıma gözlerime kapatıp biraz daha ağladım. Kapı açılmazsa, göle ulaşamazdım bu yüzden acele etmeme gerek yoktu.
-Su sensin.
Ne demek istediğini anlamayarak kafamı kaldırdım. O an fark ettim ki gözyaşlarım çamuru temizlemişti. Elim her zamanki haline dönmüştü.
-Şimdi gitmek istediğin bir yer var mı?
-Ne yapacağımı bilmiyorum.
-Biraz gidelim bulursun, herkesin bir ihtiyacı vardır.





Yorum bırakın