
Denizin köpüklü sesi kulaklarıma çarpıyordu ama hava çok güneşli olduğu için pek bir şey göremiyordum. Yerde çakıltaşları olduğunu hissettim, buna rağmen oturmaya karar verdim. Aslında karar verilerek yapılan bir hareketten çok istemsizce yapılmış bir şey gibiydi. Gözüm güneşe alışmaya çalışıyordu, yavaş yavaş gözümün önünde görüntüler netleşmeye başladı, denizi, denizin bittiği yerde başlayan masmavi gökyüzünü, dalgaların hemen önümüze vurarak oluşturdukları köpükleri ve yanımdaki ablamı görmeye başladım. Ablam daha sekiz yaşındaydı, bense altı… Annem’le babam bizi asla yalnız göndermezlerdi sahile, onlar da buralarda bir yerlerde olmalılardı. Etrafta onlara bakınırken birkaç silahlı askerin bize doğru geldiğini gördüm, sağıma dönüp ablama baktım ama onu yanımda göremedim. Ablam hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi denize doğru gidiyordu. Askerler yavaş yavaş yaklaşıyordu, ben de ablamın yanına koşmaya başladım. İşte tam o anda silah sesleri duyulmaya başladı, ablam gözümün önünde yüzüstü bir biçimde suya düştü. Ablamın düştüğü yerde bir kırmızılık oluşmaya başladı, mermiler gelmeye devam ediyordu ama ben de ablama doğru koşmaya devam ediyordum. Tam o anda sırtımda bir yanma hissettim, biraz tökezledim ama koşmaya devam ettim.İki, üç, dört… Dördüncüde ben de yüzüstü düştüm denize, bir şeyler hissediyordum ama tam olarak ne olduğunu anlayamıyordum, garip bir şekilde suyun altında nefes alabiliyordum. Elime bir elin değdiğini hissettim, son gücümle elin sahibini görmek için kafamı o tarafa doğru çevirdim. Ablam elimden tutuyordu, beyaz kıyafetler vardı üzerinde. Saman sarısı saçları adeta altın gibi parlıyorlardı, yüzünde çok güzel bir gülümseme vardı. Ablam elimi bırakıp denizin gökyüzüyle birleştiği yere doğru yürümeye başladı. Birkaç kere ona seslenmeyi denedim ama sesim çıkmadı, doğrulup peşinden gitmek istedim ama gücüm yoktu başaramadım. Tek yapabildiğim durduğum yerde onu izleyebilmek oldu. O anda farkettim, sadece ablam değil birçok çocuk beyaz kıyafetler içinde aynı yöne doğru yürüyorlardı. O anda onların arasında olmayı çok istedim, onlarla beraber oraya doğru yürümeyi. Askerler hala ateş ediyorlardı ama hiçbir mermi o çocukları vuramıyordu. İki asker yanıma gelip beni kollarımdan tutup kaldırdıklarında olanları daha iyi görmeye başladım, onlarca çocuk gökyüzüyle denizin birleştiği yerdeki gökkuşağına koşuyordu. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, mor, pembe ve adını bilmediğim bir sürü renk…
Yavuz Sultan Selim
Yavuz Sultan Selim





Yorum bırakın